• Volkan

The Kıngdom of the HITTITES ~ Trevor Bryce

Updated: Oct 7, 2020

© Oxford University Press, 2005 ~ New Edition



Amelie Khurt'un "Eski Çağda Yakındoğu" kitabının 1. cildini bitirip, tarihin tozlu sayfaları arasında Geç Tunç Çağı'nın sonlarına doğru bir yere geldiğimde, Hititler hakkında aklımda açık kalan noktaları bir başka kitaptan daha okumam gerektiğine karar vermiştim.


Twitter'dan tesadüfen karşılaştığım genç bir Hititolog, Sn. Tolga Pelvanoğlu'na danıştığımda, bana birkaç farklı seçenekle birlikte bu kitabı tavsiye etti.


Kitap, başlar başlamaz içine alıyor sizi. Trevor Bryce çok sağlam bir tarihçi. Aslen Avustralyalı bir Hititolog. Müthiş detaylı, belki de çok az ayrıntıyı dışarıda bırakan bir kitap yazarken, sizi bu şekilde hikâyenin içinde tutmayı başarıyor olması muazzam.


Hikâye demem boşuna değil. Zira tunç çağının tarihinin tespitinde, nispeten arkeolojiden, ama esasen kralların ve imparatorların birbirlerine yazdıkları ve tabletler ile gönderdikleri mektuplardan, kazandıkları (?) zaferleri anlattıkları, dağlara, tepelere, anıtlara kazıdıkları rölyeflerden ve yazdıkları başarılarından, uydu (veya tabi) krallıklar ile anlaştıkları koşulları yazıya döktükleri tabletlerden yararlanılıyor. Doğal olarak bu yazıların çoğunda bir hikâyemsi (neredeyse destansı) bir hava buram buram hissediliyor.


Trevor Bryce, tarihin bazı kısımlarını direk kendi cümlelerine dökmek yerine, bu yazıtları direk aktararak vermeyi seçerken, kalan kısımlarında da bu destansı anlatımı korumuş ve bence ortaya harika bir iş çıkmış.


Sf. 124

Indeed, the dust of the Arzawa campaign had barely settled before Tudhaliya was confronted with a major new threat in the west. On this occasion, twenty-two countries banded together to form an anti-Hittite military alliance: "But when I turned back to Hattusa, then against me these lands declared war: [ ]ugga, Kispuwa, Unaliya, [ ], Dura, Halluwa, Huwallusiya, Karakisa, Dunda, Adadura, Parista, [ ], [ ]waa, Warsiya, Kuruppiya, [ ]luissa (or Lusa), Alatra(?), Mount Pahurina, Pasuhalta, [ ], Wilusiya, Taruisa. [These lands] with their warriors assembled themselves . . . . . . . . . . . . and drew up their army opposite me. (Annals, obv. 13’–21’, after Garstang and Gurney (1959: 121–2) )

Tercümesi:

Gerçekten de, Arzawa seferinin tozu dumanı daha yeni yeni ortadan kalkmıştı ki, Tudhaliya batıda başka bir büyük tehditle karşı karşıya kaldı. Bu sefer yirmi iki farklı ülke Hitit karşıtı askeri bir ittifak oluşturmak üzere bir araya geldi: "Ama Hattuşa'ya döndüğümde, şu ülkeler bana savaş ilan etti: [ ]ugga, Kispuwa, Unaliya, [ ], Dura, Halluwa, Huwallusiya, Karakisa, Dunda, Adadura, Parista, [ ], [ ]waa, Warsiya, Kuruppiya, [ ]luissa (or Lusa), Alatra(?), Mount Pahurina, Pasuhalta, [ ], Wilusiya, Taruisa. [Bu ülkeler] savaşçılarıyla biraraya geldiler . . . . . . . . . . . . ve karşımda ordularını çıkardılar. (Yıllıklar)

Sf. 172

Aziru could hardly have been unaware of the risks involved in putting himself directly in the pharaoh’s hands. And as an astute political strategist, he must have carefully weighed up the consequences of either complying with or defying the pharaoh’s command. His conclusion was that at this stage he had more to gain by complying. And so he did, while no doubt in his own mind keeping open the question of where his future allegiance would lie.

Tercümesi:

Aziru'nun kendisini firavunun ellerine teslim etmesindeki risklerin farkında olmaması pek olası değil. Kurnaz bir politik stratejist olarak, firavunun emrine uymak ve karşı çıkmanın sonuçlarını dikkatlice tartmış olmalı. Bu aşamada vardığı sonucun itaat etmenin daha fazla kazancı olduğunu düşünmüş olması olduğunu anlıyoruz. Ve öyle de yaptı; ancak kuşkusuz -- aklında bir sonraki itaat noktasının nerede olacağı sorusunu koruyarak.

Sf. 219

In the course of a journey to Til-Kunnu, Mursili suffered the first symptoms of an affliction, allegedly induced by the shock of a thunder- storm, which affected his speech. Initially he was alarmed, but gradually came to terms with the affliction. Or so he thought. It continued to prey on his mind, and eventually to figure in his dreams. What had he done to warrant it? Which god had inflicted it upon him? During one of his dreams, the illness suddenly increased in severity: "Thus speaks My Sun Mursili, the Great King: ‘I travelled to Til-Kunnu... A storm burst forth and the Storm God thundered terrifyingly. I was afraid. Speech withered in my mouth, and my speech came forth somewhat haltingly. I neglected this plight entirely. But as the years followed one another, the cause of my plight began to appear in my dreams. And in my sleep the god’s hand fell upon me, and my mouth went sideways. I consulted the oracles, and the Storm God of Manuzziya was ascertained (as responsible for my plight)."

Tercüme:

Til-kunnu'ya yaptıkları bir yolculuk sırasında, Murşili bir musibetin ilk belirtilerinden muzdarip olmaya başladı, söylendiğine göre bir fırtınanın şokunun sebep olduğu bir şokla konuşma yetisini kaybetti. Başta telaşa kapılmıştı, ama zaman içinde bu musibetle uzlaşmayı başardı. Ya da öyle olduğunu düşünüyordu. Zihnini meşgul etmeye, ve sonunda rüyalarına kadar girmeye devam etti. Bunu hak edecek ne yapmıştı? Hangi tanrının gazabıydı bu? Rüyalarının birinde, hastalık şiddetle arttı: "İşte böylüyor Güneşim Murşili, Büyük Kral: 'Til-Kunnu'ya seyahat ettim... Bir fırtına çıktı ve Fırtına Tanrısı korkutucu şimşekler çaktı. Korkmuştum. Kelimeler ağzımda kurudu, ve konuşmam sanki tereddütle çıkmaya başladı. Bu belayı tümüyle görmezden gelmiştim. Ama yıllar birbiri ardına geçtikçe, bunun sebebi bana rüyalarımda görünüp belirginleşmeye başladı. Ve uykumda tanrı'nın eli üzerime gelince, ağzım bir tarafa doğru eğildi. Kâhinlere danıştım, ve (bu belanın sorumlusunun) Fırtına Tanrısı Manuzziya olduğuna kanaat getirildi."

Gerçekten masalsı bir anlatım değil mi? :)


O dönemde tabletler üç farklı maddeye yazılıyordu. Kil, ahşap ya da metal (gümüş, tunç, vb.). Bir de elbette Mısırlıların kullandığı papirüs var.... Bir çoğu Hattuşa'da ortaya çıkarılan tablet odalarında bulunduğunda, Hititlerin tarihinde de büyük bir aydınlanma olmuş gözüküyor. Ama önemli bir eksik, Kral Listelerinin olmayışı, tüm kralların kusursuz bir tarihinin yazılmasına müsaade etmiyor. Dini törenlerde eski krallara adanan kurbanlar sırasında isimlerinden bahsediliyor olmasıyla yetinmek zorundayız. Bunlar da aynı isimdeki krallar sebebiyle bir çok karışıklığa ve halen bazı anlaşmazlıklara mahal veriyor.


Bulunan kil tabletlerin çoğu elbette zarar görmüş durumda. Zamana yenik düşüp zarar görmelerinin yanı sıra, şehirlerin çeşitli saldırılar, depremler ve yangınlarla da yıkıp yok olduğunu unutmamak gerek.


Örneğin koskoca Hitit tarihine ait bulunmuş tek bir tunç tablet var. Hattuşa'daki kazılar sırasında tamamen şans eseri, Sfenskli kapının yanındaki taşların altında, adeta sonradan bulunmak üzere gizlenmiş tek bir tunç tablet. Hitit kralı Tudhaliya ile onun tabi krallarından biri olan ve aslen bir Hitit prensi olan Kurunta arasında yapılmış bir anlaşmanın metni. Ankara'da Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde görebileceğiniz bu tablet ile ilgili bir gönderiyi Instagram'da @neotarih hesabımda paylaşmıştım: https://www.instagram.com/neotarih/


Bir de elbette bizlere "Kadeş Antlaşması" diye öğretilen, aslında bu antlaşmadan 10 ila 20 yıl önce gerçekleşmiş Kadeş Savaşı ile bir ilgisi bulunmayan (antlaşmanın hiç bir yerinde de Kadeş kelimesi geçmiyormuş üstelik) "Ebedi Antlaşma" (The Eternal Treaty) var. Aslen iki farklı gümüş tablete yazılmış bu antlaşmanın orjinalleri bulunamış durumda. Mısırlıların Mısırca yazdıktan sonra, gümüş tablete Akadca olarak tercüme ederek Hattuşa'ya gönderdikleri bir versiyonun tabletlere aktarılmış halinin parçaları İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde görülebilir. Bir de Hititlerin Hititçe yazdıktan sonra Akadça'ya çevirerek gümüş bir tabletle Mısır'a gönderikleri versiyon var, ki bu da kayıp ama Mısır'da bazı tapınakların duvarlarına tercimeleri aktarılmış.


Kadeş Antlaşması'nın Trevor Bryce sunumu da elbette harika.


Sf. 275

The treaty would in effect provide him with formal recognition from the pharaoh of the legitimacy of his rule. Such recognition would serve to strengthen his credibility amongst other foreign rulers, as well as his own subjects. What did Ramesses hope to gain from the treaty? Here again we can only speculate. It is possible that the growing power of Assyria was a factor in Ramesses’ decision—though as yet Assyria posed no direct threat to Egyptian territory in Syria. In the absence of any significant military triumphs abroad in recent years, perhaps the next best thing was a major diplomatic achievement—an alliance with the long-term enemy of Egypt. Ramesses could represent the treaty as a settlement sought by the Hittite king, abjectly suing for peace with Egypt.

Tercümesi:

Antlaşma, firavunun onu resmi olarak tanıması anlamına gelecek ve hükümdarlığına da meşruiyet kazandıracaktı. Böyle bir tanınma, diğer yabancı krallar ve kendi tabi devletleri arasındaki kredibilitesini güçlendirmesini sağlayacaktı. Peki Ramses bu antlaşmadan ne kazanç umuyor olabilir? Burada yine sadece tahminde bulunabiliyoruz. Asur devletinin artan gücü -- henüz Mısır'ın Suriye'deki topraklarına karşı doğrudan bir tehditte bulunmamış olsa da -- bu kararı almasında bir etken olmuş olabilir. Son yıllarda Mısır toprakları dışında askeri bir zaferin eksikliğini gidermenin en iyi yolu, böyle önemli bir diplomatik başarıya ulaşmak olarak görülmüş olabilir; Mısır'ın uzunca süredir düşmanı olan bir develtle stratejik bir ortaklık. Ramses, antlaşmayı Mısır ile barış arzulayan Hitit kralının arzuladığı bir uzlaşma olarak lanse edebilirdi.

Hititlerin nasıl çöktüğü ve yok olduğu muammasına da şu ana kadar getirilmiş birden fazla bakış açısını çok derli toplu bir şekilde özetlemiş Bryce. tarihçilerin "Geç Tunç Çağı"nın sonundaki "karanlık yılları" açıklamak için sığındıkları bir liman olan "Deniz Kavimleri" çok detaylı bir şekilde inceleniyor.


Batı Anadolu'daki kıyı krallıklarının buradaki etkisini incelerken, Truva'ya değinmemek elbette olmazsa olmuyor; Bryce da harika bir bonus bölümle Homeros'un İlyeda'sı ile elimizdeki yazılı tarihin bir karşılaştırmasını yaparken, bizi zevkten dört köşe ediyor.


Birkaç hafta önce Troya Antik Kenti'ni ziyaret etmiş beni de "keşke kitabı okuduktan sonra gitseymişim" diye kendi kendine hayıflanırken bırakıyor.




Yorum ve önerileriniz için şimdiden teşekkürler.

Volkan

19 views0 comments