• Volkan

MOĞOLLARIN EFENDİSİ CENGİZ HAN ~ Harold Lamb

© İlgi Kültür Sanat Yayıncılık, 2006

1. baskı: İstanbul, Aralık, 2006


"Nasıl Gök'te bir tek Tanrı varsa, yeryüzünde de tek bir Han olmalıdır!"

Çin ve Kore tarihlerini okuduktan sonra, bu topraklara kadar uzanmış Moğollar'ın hikâyesini tekrar okumak için içimde oluşan arzuyu, 15 yıl önce, 2006'da Gemlik'te otururken okuduğum bu kitabı tekrar okuyarak bastıdım.


Tarihçi Harold Lamb Moğollar'ın -zaten biraz da masal gibi olan- hikâyesini bir roman kıvamında, en ince detaylarıyla anlatıyor. Kitap bu yüzden dün tatil olduğu için 1 günde bitti.


Moğol İmparatorluğu'nun Gobi Çölü'nde 1206 yılında lider olarak seçilen ve Cengiz Han unvanını alan Temuçin'le başlayan hikâyesi, Tatarlar, Keraitler, Uygurlar ve Merkitler gibi göçebelerin aynı sancak altında toplanmasıyla başlıyor; belki de hayatlarında ilk kez yerleşik hayatın izlerini gördükleri Katay'ı (Çin'in kuzeyini) fethetmeleriyle alevleniyor. Cengiz Han'ın Çin'de bir sarayda kalmak yerine Gobi'ye dönerek fetihlerine devam etme arzusunu anlayabilmek kolay olmasa da, bundan sonra Moğollar'ın yaptıklarını okumak daha da şaşırtıcı.


Sf.11

Meçhul bir kabileyi cihanın hakimleri sınıfına yükselten adam.

Harold Lamb, daha en başlarda Cengiz Han'ı Napoleon ve Büyük İskender ile kıyaslayarak sizi kitabın geri kalanına hazırlıyor. İskender'in çok kısa sürede başardıkları tüm tarihçilerin övgülerini alıyor elbette; ama ölümünden sonra komutanların arasındaki kavga ve imparatorluğunun bölünmesi, Cengiz'in imparatorluğunda gerçekleşmiyor. Daha yaşarken ölümünden sonrası için hazırladığı oğulları ve onların çocukları daha da büyük fetihleri tamamlıyorlar. Çin'in kalanı ve orada Yuan Hanedanını dahi kurarak Çin hanedanları listesinde yerini alan Kubilay, Avrupa'da Adriyatik'e kadar ilerleyen Batu ve Moğol orduları; bizzat Cengiz han tarafından veliaht gösterilmesine rağmen saygıdan tahta oturamayan ama emre itaat eden Ögeday ve başarılı komutanlar Cebe Noyan ve Subutay gibilerin hikayeleri sizi sürüklüyor.




Tüm tarihi olayları okurken, Harold Lamb'in aşağıdakine benzer tasvirlerini gözünüzde canlandırarak ilerlemek de keyif vericiydi.


Sf.84

Elçilerin mahallesinin yanında, rahiplerin mahallesi vardı. Taş camiler ile eski Buda mabetleri, Nesturi Hristiyanlarının küçük ahşap kiliseleri yan yanaydı. Moğol ordugâhının düzeni ne itaat etmek ve uymak şartıyla, herkes istediği mezhebin takipçisi olmakta serbestti. Ziyaretçiler sınırda Moğol subayları tarafından karşılanırlardı. Yanlarına adamlar katılır, kervan yok larının seni tatarlan ziyaretçilerin gelişini önceden haber verir lerdi. Han'ın şehri etrafında otlayan sürülerin, siyah keçe kubbelerinin ve ağaçsız, tepesiz bir yayla üzerinde yan yana ara lanmış araba evlerin göründüğü noktaya geldikleri zaman, ada let ve kanunu temsil eden bir kişinin eline teslim edilirlerdi. Göçebelerin eski bir adetlerine uymuş olmak için, bunları iki büyük ateş arasından geçirirlerdi. Genellikle başlarına hiçbir kötülük gelmezdi. Yine de Moğollar, eğer bu ziyaretçilerde bir şeytanlık gizliyse, alevlerin onu yakacağına inanırlardı. Bundan sonra kendilerine barınacak yer gösterilir, yiyecek verilir ve Han izin verdiği takdirde, Moğol fatihinin huzuruna kabul edilirlerdi. Cengiz Han'ın sarayı beyaz yünden, ipek astarlı, yüksek bir pavyondu. Girişin yanında üzerinde kısrak sütü, yemiş ve et bulunan gümüş bir masa dururdu. Böylece Han'ı ziyarete gelmiş olanlar, diledikleri gibi yiyebilme imkânına sahiptiler. Çadırın tam sonunda, yüksek bir kademe üzerine yerleştirilmiş alçak bir taht üzerinde Cengiz Han otururdu. Burta ve diğer bir kadın, alt kısımda ve Han'ın solunda yer alırlardı. Yanında bir kaç bakan, büyük olasılıkla sırmalı elbiseleriyle uzun sakallı ve ağır sesi kendisine karşı başka türlü bir hürmet hissi uyandıran Ye Liu Tch'ou Tsai, elinde kağıtları ve kalemiyle Uygurların bir yazıcısı ve Moğolların bölük kumandanlarından biri bulunuyor du. Pavyonun duvarları hizasına konmuş sıraları üzerinde, ses sizlik içinde diğer ileri gelenler oturuyordu. Bunlar bellerinden kemerler sarkan uzun mantolar giymişler ve başlarında beyaz yünden, kenarları kalkık şapkalar geçirmişlerdi. Bu kabilelerin gayri-resmi kıyafetiydi. Çadırın ortasında çalı çırpıdan bir ateş yanıyordu. Herkesten fazla saygı gören Tarhanlar, çadıra nasıl ister lerse öyle girerler ve istedikleri yere otururlar, sıranın altında ayaklarını birbiri üzerine atarlar, kalın ellerini kuvvetli süvari kalçalarına dayarlardı. Orhonlar ve tümen kumandanlan onlara katılabilirlerdi. Gayet alçak bir sesle konuşulur ve Han konuşmaya başlayınca mutlak bir sessizlik hâkim olurdu.

Elbette Cengiz Han ve Moğolların acımasızlığı, merhametten yoksun fetih ve imha tarzları, kan ve gözyaşıyla sulanmış hikayelerinin kimi yerlerini sindirmek zor, ama tarihi gerçekleştiği gibi okumak da birinci kural. Harold Lamb de aslında yazdıklarının hayranlık gibi algılanmasından çekiniyor ki, kitabın Ek-1'inde bunun bir Cengiz Han savunması olmadığını söylemek zorunda kalıyor. Ama Cengiz Han'ın da büsbütün kana bulanmış olmadığını da eklemeden edemiyor.


Genel okuyucu kitabın roman şeklindeki akışı içerisinde kaybolup, kitap bittiğinde tarihle ilgili bir şey hatırlamadığını farkedince hayal kırıklığına uğrayabilir diye düşünüyorum. On beş sene önce okuduğumda benzer bir hisse kapıldığımı hatırlamam şaşırtıcı. Ama Orta Asya ve Çin'in o zamanki durumu hakkında biraz fikir sahibi olduktan sonra okunduğunda (örneğin Çin tarihindeki hanedanların bazılarının yerel hanedanlar olmasına rağmen, Mançurya kökenli birçok hanedan olduğunu bildiğinizde) pek çok şey yerli yerine oturuyor.


Sonuçta bu hayattan çıkardığı anlam savaşmak olan bir adamın hikayesi:


Sf.90:

Bir gün Karakurum'daki dairesinde bir muhafız subayına hayatta neyin insana en çok mutluluk vereceğini sordu. Subay bir an düşündükten sonra, şu cevabı verdi: "Güzel bir günde, hızlı bir at üzerinde stepleri geçmek ve elinde atmaca, tavşan avlamak!" Han: "Hayır" dedi. "Düşmanlarımı ezmek, onların ayağıma kapandıklarını görmek, atlarını ve mallarını almak, kadınlarının feryatlarını duymak, bu daha iyidir."

Yorum ve önerileriniz için şimdiden teşekkürler.

Volkan

5 views0 comments