• Volkan

GİLGAMEŞ (Tarihte İlk Kral Kahraman) ~ MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ

© 2000, Muazzez İlmiye Çığ

© Kaynak Yayınları - Kasım 2000 (1. Basım), Şubat 2020 (24. Basım).

Muazzez İlmiye Çığ'ın Eserleri - 7



En geç MÖ 2700 yılı civarında yaşadığı tahmin edilen Sümerlerin efsanevi kahramanı Gılgamış'ın (Gilgameş) öyküsünü yazmış büyük Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ. Aslında şiir formundaki destanı öyküleştirmiş. Gilgameş'in halen bir efsane mi yoksa gerçek bir kral mı olduğu tartışmaları sürmekte; ama gerçekten yaşamış olabileceği fikri ağır basıyor.


Gilgameş'in nesillerce kulaktan kulağa aktarıldıktan sonra tabletlere yazılan hikâyesi, önce Mezopotamya'da eski adı Ninova şimdiki adı Koyuncuk olan şehirde bulunan 12 tabletle gün ışığına çıkarılmış; Asur Kralı Asurbanipal'in kütüphanesinden kalma.


Akadca yazılan bu tabletlerdeki destanda geçen şahıs ve tanrı isimlerinin ise Akadca olmaması, destanın başka bir dilden çevrilmiş veya uyarlanmış olduğunu gösteriyor. Eski Babil Çağı denilen MÖ 1800'lerde ve sonrasında MÖ 1600'lerde yazılan tabletlerin daha sonradan Boğazköy'de bulunan Hititçe'ye çevrilmiş ve Suriye'de Ugarit'te ve Filistin'de Megidu'da bulunan versiyonlarıyla eksiklikleri tamamlanmaya çalışılsa da

halen önemli bir kısmı eksik.


Sf.82

Bütün bu çalışmalara karşın 2.900 satır olduğu tahmin edilen destanın ancak %60'ı tamamlanabilmiştir. Gilgameş destanının başka bir dilden gelmiş olabileceği problemi de 1889-90 yıllarında Güney Mezopotamya'da eski adı Nippur, yeni adı Niffer olan yerdeki kazılarda çözüldü. Burada bulunan tabletler, Akadcadan tamamen ayrı bir dil olan Sümerce olarak yazılmıştı. Fakat bunlar ayrı ayrı öyküleri kapsıyordu. Daha sonra gelen Babilliler bu öyküleri birleştirerek bir bütün destan haline getirmişlerdir.

"Her şeyi gören ve bilen" anlamındaki ismiyle Gilgameş'in annesinin tanrıça Ninsun, babasının da kendisinden bir önceki kral olup sonradan tanrılaştırılan Lugalbanda olduğuna inanıldığı Uruk şehrinde halk tarafından kral ilan edilmesiyle başlıyor öykü.


Sonra kırlarda yaşayan bir vahşi iken bir tapınak fahişesinin yardımıyla ehlileştirilip insanlaşan Enkidu'yla kurduğu arkadaşlık ve beraber atıldıkları maceralarla devam ediyor. Ki bu maceraların arasında halkın korkulu rüyası olan bir ejderhayı öldürmek ve Gilgameş'in evlenme teklifini reddetmesine sinirlenen tanrıça İştar'ın üzerlerine saldığı Gök Boğası'yla mücadeleleri de var.


Sonra Enkidu'nun ölümü, Gilgameş'in kendini yollara vurması, ölümsüzlük arayışıyla Utanapiştim'i bulması ve Utanapiştim'in Gilgameş'e anlattığı Tufan Hikayesi...



Aşağıdaki fotoğrafta da görülen bu tufan hikayesi kısmı ilginç; çünkü Gilgameş Destanı'ndan binlerce yıl sonra ortaya çıkan kutsal kitaplarda geçen Nuh Tufanı hikayesiyle birçok benzerlik gösteriyor.



Gilgameş Destanı'ndaki Utanapiştim, Eski Ahit'te Nuh'un yerindedir. Tufanın zorluğu, korkulacak derecedeki sertliği, yaydığı umutsuzlukla beraber, sonrasında bir kara parçası bulmak üzere salınan güvercin ve kargaya kadar benzerlikler bulunmakta.


Kur'an'da Cudi Dağı'nın tepesine oturan gemi, Tevrat'ta Ararat'ın tepesine oturuyor. Gilgameş Destanı'nda da Nizir Dağı'na çıkıyorlar.


İşin güzelliği, aslında bu ifadelerdeki dağın hepsinin aynı olabileceği sonucuna varmanın da mümkün olması.


Nizir'in aslında "kurtuluş" sözcüğünden türediği ve dağın adı olmadığı, aynı şekilde Cudi'nin Arapça yüksek dağ anlamına geldiği ve çıkılan karanın Musul yakınında bir tepeye işaret ettiği, Ararat'ın ise, Urartu'nun yanlış bir çevirisi olduğu ile ilgili yazılar bulabilirsiniz.


Bu da tufanın gerçekten yaşanmış olabileceği; Gilgameş'in gerçekten Utanapiştim adında yaşamış bir karakterden onun hikâyesini dinlemiş olabileceği gibi sonsuz bir düşünceler deryası içerisinde kaybolabilirsiniz.



Gilgameş Destanı'nı bir masal gibi de okuyabilirsiniz; çocuklara yönelik yazılmış bir öykü gibi de. Ama aşağıdaki gibi çağımızın kuvvetli düşünce sorunlarına işaret edebilen bu tabletleri hafife almamak gerektiği aşikâr:


Sf: 60

Hayvanları da avlamak istemiyordu. "Kendim ölmek istemezken, neden onları öldürüyorum?!" diye kızıyordu kendine. Bir taraftan Tanrı ve Tanrıçalara çatıyordu, "Madem ki onlar bizi yarattılar, neden öldürüyorlar? Neden insanlara acı çektiriyorlar? Bir insanı başkasını öldürünce cezalandırıyorlar; Tanrılarsa istediklerini öldürüyor, istedikleri zaman şehirleri yakıp yıktırıyorlar.

Yorum ve önerileriniz için şimdiden teşekkürler.

Volkan

72 views0 comments