TÜRKÇE | ENGLISH

 

 

 

 

Bu kitaptan neler ögrendim...

• Mesnevi'nin Mevlana'nın Şems-i Tebrizi ile tanışmasından sonra yazıldığını...

• Mevlana'nın kendisine "Hamuş" yani "suskun" dediğini...

• Elif Şafak'ın kitaplarını İngilizce yazdığını. (İlk okurken bu kitap "tercüme" bariz, bu işin içinde bir iş var diye düşünmüştüm.) :)

 

Bu kitabı neden sevdim...

• Elif Şafak'ın kendi kelimeleriyle onun tasavvuf sırrını görebildiğim için. ("Bu romanda okura yüreğimi açtım. Tasavvuf benim sırrımdı, o sırrı aşikâr ettim.")

• Tam da Milliyet'den Taha Akyol'un anlattığı gibi; tasavvufu, bir öğreti olarak değil de gündelik sorunların karşılıklarının bulunduğu bir yaşam bilgeliği olarak sunduğu, Ella adında kırk yaşında bir Amerikalı kadının da anlayabileceği, özdeşlik kurabileceği şekle soktuğu için..

• 21. yüzyıl Amerika'sıyla 13. yüzyıl Konya'sı arasında, hiç kaybolmadan aynı konu içerisinde gidip gelebildiğiniz için..

Begendigim kısımlardan alıntılar...

   

Sf. 35

...

"Hamuş" derdi Mevlana kendine. Yani Suskun. Düşündün mü hiç, bir şairin, hem de nâmı dünyayı sarmış bir şairin, yani işi gücü, varlığı, kimliği ve hatta soluduğu hava bile kelimelerden müteşekkil olan ve elli binden fazla muhteşem dizeye imza atmış bir insanın, nasıl olup da kendine SUSKUN adını verdiğini..?

...

Mesnevi'yi şerhedenlerin çoğu bu ölümsüz eserin "b" harfiyle başladığına dikkat çeker. İlk kelimesi "Bişnev!"dir. Yani "Dinle!" Tesadüf mü dersin ismi "Suskun" olan bir şairin en kıymetli yapıtına "Dinle!" diye başlaması. Sahi, sessizlik dinlenebilir mi?

Bu romanda her bölüm aynı sessiz harfle başlar. "Neden?" diye sorma, ne olur. Cevabını sen bul. Ve kendine sakla.

Çünkü öyle hakikatler var ki bu yollarda, anlatırken bile sır kalmalı.

...

 

Sf. 39

...

Birini öldürdüğün zaman, muhakkak ki ondan birşeyler bulaşır sana: Bir resim, bir koku, bir nefes... Bir ah, bir lanet, bir ses... "Maktulün bedduası" derim ben buna. Bedenine yapışır kalır. Başlar oymaya, tenini delip geçercesibe. Tâ ki yüreğinin derinliklerine sızana değin. Orada tutunur, yeniden sende yaşam bulur. Rüyalarına girer, uylularını delik deşik böler. Gündüzleri bir şekilde idare edersin ama gece olup yalnız kaldığında, döşeğinde soğuk soğuk terlersin. Her maktul katilinde yaşamaya devam eder. Kabil Habil'i öldürdükten kelli, hiçbir katil kurtulamamıştır kurbanının emanetini yüklenmekten.

...

 

Sf. 11

Bir taş nehre düşmeyegörsün, pek anlaşılmaz etkisi. Hafiften aralanır, dalgalanır suyun yüzeyi. Belli belirsiz bir tıp sesi çıkar; duyulmaz bile akıntının ortasında, kaybolur uğultuda. Hepi topu budur olduğu olacağı.

Ama bir de göle düşsün aynı taş... Etkisi çok daha kalıcı ve sarsıcı olur. O taş var ya o taş, durgun suları savurur. Taşın suya değdiği yerde evvela bir halka peyda olur; halka tomurcuklanır, ol tomurcuk çiçeklenir, açar da açar, katmerlenir. Göz açıp kapayıncaya kadar, ufacık bir taş ne işler açar başa. Tüm yüzeye yayılır aksi, bir bakmışsın ki her yeri kaplamış. Çemberler çemberleri doğurur, tâ ki en son çember de kıyıya vurup yok oluncaya dek.

Nehir alışkındır karmaşaya, deli dolu akışa. Zaten çağlamak için bahane arar ya, hızlı yaşar, çabuk taşar. Atılan taşı içine alır; benimser, sindirir ve sonra da unutur kolaylıkla. Karışıklık onun doğasında var ne de olsa. Ha bir eksik ha bir fazla.

Gel gelelim göl hazır değildir böyle aniden dalgalanmaya. Tek bir taş bile yeter onu altüst etmeye, tâ dibinden sarsmaya. Göl taşla buluştuktan sonra bir daha eskisi gibi olmaz, olamaz.

...

 

Sf. 51

...

"Kırk kuraldan ilkidir hâlbuki" dedim usulca. "Birinci Kural: Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok eğer, Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir."

...

 
   

 

 

copyright © 2009 ~ Elif Şafak

copyright © 2009 ~ Doğan Egmont Yayıncılık ve Yapımcılık Tic. A.Ş.

 

05.01.2010