TÜRKÇE | ENGLISH

 

 

 

 

Bu kitaptan neler ögrendim...

• Caravaggio'yu.. Barok sanatının öncü uygulayıcılarından biri ve ışık kullanımıyla öne çıkan iyi bir ressam olduğunu.. Birçok kopyasının yapıldığını..

• Barok sanatının ve tarzının Roma'da, kilisenin de tetiklemesiyle ortaya çıktığını..

• Caravaggio'nun kitapta bahsedilen Vaftizci Yahya tablosunu ararken (John the Baptist), ressamın aslında bu isimde ve aynı temada (çoban çocuk ve bir koç) birçok tablosu olduğunu..

• Ressamların tablolarında yaptıkları düzeltmelerin, resmin orjinal olup olmadığı konusunda önemli bir delil sayıldığın..

• Caravaggio'nun eskiz ya da şablon çizmeden direk resmini çizmeye başladığını.. Bunun için de resimlerinde ölçekleme için kullandığı ince yatay çizgilerin bulunduğunu, kimi Caravaggio tablolarının bu çizgilerle tanımlanabildiğini..

• Toskana aksanının en zarif, en saf İtalyanca olarak kabul edildiğini.. Roma aksanının ise tıpkı İngiltere'deki Cockney aksanı gibi kaba ve kültürsüz bulunduğunu..

 

Bu kitabı neden sevdim...

• Okuduğum diğer kitaplara kısa bir mola vermemi, ve bir günde bitirebileceğim kadar kaptırabilmemi sağladığı için..

• Bir günde bana onlarca şey öğretebildiği için..

• Gerçek bir hikaye olmasını sonradan sürpriz şekilde öğrendiğim için, karakterlerin gerçek olduğu fikriyle beni bittikten sonra da birkez daha heyecanlandırdığı için..

Begendigim kısımlardan alıntılar...    

Sf. 51

...

Hertziana Kütüphanesi, İspanyol Merdivenleri'nin ucundaki Gregoriana caddesi üzerindeki üç binayı kaplıyordu. Binaların en eskisi dört yüz yıllıktı. Kütüphanedeki odalar labirenti anlatan dar geçitler ve merdivenlerle birbirine bağlanmıştı. Bir Alman kuruluşu tarafından işletilen kütüphane, sadece sanat ve mimariye, özellikle de Rönesans ve Barok dönem sanatına adanmıştı. İçeriye sadece sıkı denetimler sonucu verilen özel izinle girilebiliyordu. Hertziana, öğrencilere değil, referansları sağlam akademisyenlere yönelik bir yerdi.

Francesca uzun süren başvurular ve ricaların ardından on beş günlük geçici giriş belgesi alabilmişti. İkinci kez alabildiği bu giriş belgesi, sahip olduğu en değerli şeydi.

Kütüphanenin en sevdiği yeri, üçüncü kattaki, kitap rafları ve lambalardan yayılan bir ışık havuzu arasında duran, yıllar boyunca kullanılmaktan aşınmış, uzun tahta bir masaydı. Çatlak çömleklerde güllerin ve üzüm asmalarının yetiştiği balkona açılan çift kanatlı uzun kapıdan sızan akşam güneşi, masanın ucuna vuruyordu. Francesca oturduğu bu noktadan baktığında aşağıda uzanan Roma'nın kiremitli çatılarını, kiliselerin kubbelerini ve ileride Tiber Nehri'nin mavi sislerinin arasından St. Peter's Kilisesi'nin devasa kubbesini görebiliyordu. Dünyaya geldiği, İspanyol Merdivenleri'nin dibindeki, Condotti Caddesi'ne bakan beş katlı binanın çatısını da neredeyse görebilecekti. Cadde tamamen alışveriş ve eğlence merkesine dönğşmeden önceki, Gucci'nin, Valentino'nun ve Versace'nin açılmadığı dönemlerde Francesca'nın annesi, Bocca de Leone Caddesi'ndeki tezgahlardan meyve sebze almaya çıktığında Sophia Loren ve Alberto Moravia gibi isimlerle burun buruna gelirdi.

 

Sf. 116

...

Luciano, Roma'yı pek özlemiş gibi durmuyordu. Francesca, ona, doğumu esnasında hastanede karıştırılarak, aslında yanlışlıkla İtalya'da büyüyen bir İngiliz olabileceğini söylüyordu.

Francesca ise Roma özlemiyle yanıp tutuşuyordu. Eski binaların renklerini, dar, kalabalık sokakları, omuz omuza oturulan gürültülü ufak kafeleri, insanların sıcaklığını özlüyordu. Campo Marzio'daki dar, dolambaçlı sokakların birinden aşağı inmeyi; Portoghesi Caddesi'nde iki yandan uzanan binaların nemli gölgesinde yürürken, birdenbire bir binanın cephesinden yansıyan güneşin tüm duvarları altın sarısı rengine boyadığını görmeyi özlüyordu. Dünyada İtalya dışında bir yerde yaşayamazdı.

...

 

Sf. 146

...

"Hiçbir şey mi yok?" diye sordu Francesca. "Emin misiniz?"

"Elbette eminim" dedi kadın. Hâlâ gülümsüyordu.

Dışarı çıktıklarında Francesca dönerek binaya baktı. Luciano'ya "Hiçbir kayıt yok" dedi. Sesi öfkeden titriyordu. "Bana sürekli bu ülkenin ne kadar düzenli ve titizolduğunu anlatıp dururdun. İtalya'da en azından son beş yüz yıllık tüm belgeleri saklarlar!"

...

 
   

 

copyright © Jonathan Harr

copyright © Yakamoz Kitap - Sonsuz Kitap

 

23.10.2011