|
Bu kitaptan
neler ögrendim...
• Bukowski'yi.. Tarzını..
• Bukowski'nin neredeyse
tesadüfen yazar olduğunu.. İlk kitabı "Postane"yi yirmi günde
yazdığını..
• Kitaplarının baş
kahramanı Henry Chinaski'nin kimilerine göre aslında kendisi
olduğunu..
Bu kitabı
neden sevdim...
• Pek sevmedim aslında,
bitirebilmem bile çok uzun zaman aldı.. Fazla müstehcen olması bir
yana, edebi kaygılardan uzak olması kimi yerlerde kendini tekrar
etmesine, bir yere varamayacağı izlenimini de kitap boyu hissetmenize
sebep oluyor.. Sadece Bukowski'yi tanımak ve bilmek adına
okunabilecek, çerez bir kitap.. |
|
Sf. 110
...
O gece yarım şişe kırmızı
şarap içti, kaliteli kırmızı şarap, yine de kederli ve sessizdi. Beni
boks maçlarındaki ve hipodromlardaki insanlarla özdeşleştirdiğini
biliyordum; ve doğruydu, onlarla birdim, onlardan biriydim. Sağlıklı
insanların olduğu anlamda şağlıklı biri olmadığımın farkındaydı
Katherine. Hep yanlış şeylere meyletmiştim; içmeyi seviyordum,
tembeldim, tanrım yoktu, siyasetim yoktu, fikirlerim yoktu, ideallerim
yoktu. Hiçliğe razıydım; yoktum aslında, ve bunu kabullenmiştim. Bu
ilginç kılmıyordu beni tabii ki. İlginç olmak da isetemiyordum zaten,
fazlasıyla zahmetliydi. Tek istediğim yumuşak ve puslu bir yerde bir
başıma, rahatsız edilmeden yaşamaktı. Diğer taraftan, içince nara
atıyor, sapıtıyor, kontrolden çıkıyordum. Genel halimle sarhoş halim
çelişiyordu. Umursamıyordum.
...
Sf. 53
...
Kahvaltıyı ısmarladık.
Dee Dee, "hazırlanması biraz sürecek, herşeyi gerektiği gibi yaparlar
burada," dedi.
"Çok para harcama, Dee
Dee."
"Masrafa geçiyor."
Küçük bir defter çıkardı
çantasından. "Hımm, bakalım. Bugün kimi kahvaltıya götürdüm? Elton
John?"
"Afrika'da değil mi o?"
"Hay allah, doğru. Cat
Stevens'a ne dersin?"
"O da kim?
"Bilmiyor musun?"
"Hayır."
"Ben keşfettim onu. Cat
Stevens olabilirsin."
|
|
Sf. 158
...
Bir buzdolabı vardı
sahnede. Açtım. En az kırk bira vardı dolapta. Uzanıp bir bira aldım,
açtım ve bir yudum aldım. İhtiyacım vardı o yuduma.
Ön sırada oturan bir tip,
"Hey Chinaski, biz ödüyoruz o içkilerin parasını," diye bağırdı.
Postacı üniforması giymiş
şişman biriydi.
Buzdolabına gidip bir
bira aldım. Sahnenin önüne gidip adama birayı uzattım. Sonra
buzdolabına gidip birkaç bira daha aldım ve ön sırada oturanlara
dağıttım.
"Hey, biz ne olacağız?"
diye bağırdı arka sıralardan biri.
Bir şişe bira alıp
fırlattım. Birkaç tane daha fırlattım sonra. İyiydiler. Hepsini
tuttular. Sonra biri elimden kayıp iyice havalandı. Yerde patladığını
duydum. Vazgeçtim şişe fırlatmaktan. Tazminat davası görür gibi oldum;
kafatası çatlağı.
Yirmiye yakın şişe
kalmıştı.
"Kalanlar benim!"
"Sabaha kadar okumak
niyetinde misin?"
"Sabaha kadar içmek
niyetindeyim..."
Alkış, ıslık, yuhalama...
...
Sf. 158
...
Gömleklerim soluk ve
küçüktü, beş-altı yıllık, paçavra. Pantalonlarım da öyle. Alışverişten
nefret ediyordum, tezgahtarlardan nefret ediyordum; sizi küçümser,
hayatın sırrını keşfetmiş gibi davranırlardı.
...
|